
Vatandaşlık Sözleşmesi: "Her Şey Senin" İllüzyonu ve Mülkiyetin Coğrafyası
Dünya üzerindeki yönetim modellerini ve "vatan" kavramına yüklenen anlamları incelediğimizde, karşımıza büyük bir tezatlık çıkmaktadır. Bir yanda vatandaşını devletin ortağı gören yapılar, diğer yanda ise vatandaşı sadece yükümlülüklerle tanımlayan sistemler bulunmaktadır.
Körfez Modeli: Refahın Paylaşımı (Suudi Arabistan, Dubai, Katar, Kuveyt)
Bu ülkelerde "vatan" kavramı, somut bir ekonomik karşılığa sahiptir. Vatandaşlık, sadece bir kimlik kartı değil, aynı zamanda devletin yer altı ve yer üstü zenginliklerinden alınan bir paydır. Devlet; vatandaşlarına bedelsiz toprak tahsisi yapar, faizsiz konut kredileri sağlar, eğitim ve sağlık hizmetlerini tamamen üstlenir. Burada vatandaş, devletin doğal bir hissedarı gibidir; mülk Allah'ındır ve devlet bu mülkü tebaasıyla paylaşır.
Kapalı ve Geçiş Ekonomileri: Devletin Koruyucu Eli (Türkmenistan, Özbekistan, İran)
Bu coğrafyalarda mülkiyet ve aidiyet ilişkisi daha farklı bir sosyal korumacılık üzerinden yürür.
- Türkmenistan: Vatandaşlarına uzun yıllar boyunca temel ihtiyaçları (gaz, elektrik, su) bedelsiz ya da sembolik fiyatlarla sunarak, mülkiyetin devlet tekelinde olduğu bir "sosyal güvence" modeli sergilemiştir.
- Özbekistan: Sovyet mirasından piyasa ekonomisine geçişte, mülkiyet hakkını genişletme ve yerli halkı mülk sahibi yapma süreçlerini devlet eliyle yönetmeye çalışmaktadır.
- İran: Dini ve devrimci bir retorik üzerinden, "Mustazaflar" (ezilenler) vakıfları aracılığıyla alt gelir grubuna yönelik ciddi konut ve gıda sübvansiyonları uygular. Devlet, mülkün dağıtımında ideolojik bir adalet sağlama iddiasındadır.
Modern Paradoks: Her Şey Senin Ama Hiçbir Şeyin Yok
Asıl trajedi ise, kağıt üzerinde laik, demokratik ve özgürlükçü görünen ama vahşi bir rant ekonomisine teslim olmuş sistemlerde yaşanmaktadır. Bu yapılarda vatandaşlık sözleşmesi tek taraflı bir fedakarlık metnine dönüşmüştür:
- Sandık Başı Tiyatrosu: Seçim zamanı "Egemenlik senindir" denilerek sandığa davet edilen vatandaşa, iradesinin karşılığı olarak refah değil, sadece yeni vergiler ve zamlar düşer.
- Cephede Can Pazarı: Vatan savunması söz konusu olduğunda "Toprak namustur, hepimizindir" denilir. Ancak o "namus" denilen toprak üzerine bir yuva kurmaya kalktığınızda, devlet karşınıza bir emlakçı edasıyla dikilir.
- Rant ve İhanet: "Mülk Allah'ındır" diyerek yola çıkanların, şehirlere 100 katlı rant kuleleri dikip o toprak için kan döken halkı mülksüzleştirmesi, modern zamanların en büyük sömürü düzenidir.
Sonuç olarak; eğer bir sistemde vatandaş, askere giderken "vatan benim" deyip, hastaneye düştüğünde "paran yoksa bakamayız" cevabını alıyorsa; ya da canını siper ettiği toprağa fahiş bedeller ödemeden başını sokamıyorsa, orada büyük bir aldatmaca vardır. Bu sistemler bireyi sadece sömürülecek birer "hiç" olarak görür. Bir hatada idam edilmek, "her şey senin" yalanı altında mülksüz ve kimliksiz bir köle olarak yaşatılmaktan daha ağır bir bedel değildir. Bu sistem seni yaşatmaz; seni sadece bir sayı olarak kullanır ve posanı çıkarıp kenara atar.