📜 Maraş'ın Çığlığı: Rütbenin ve Diplomanın Çaresiz Kaldığı O Sabah

Malum; 15 Nisan 2026 Çarşamba günü Kahramanmaraş'ta bir okulda, bir öğrenci tarafından dehşet saçılan ve kamuoyunda büyük bir infial uyandıran o acı vaka henüz hafızalardaki yerini korurken, o sabah saat 08:30 sularında yaşananlar sadece bir şehri değil, insanlığın tüm sığ kabullerini sarstı. Sessiz sokaklar, kâğıt üzerinde parıldayan bir "başarı" hikâyesinin nasıl kanlı bir cinnet vakasına dönüştüğüne şahitlik etti. Bir yanda ömrünü talebelerine vakfetmiş bir öğretmen anne; diğer yanda devletin nizamını temsil eden emekli bir polis memuru baba... Dışarıdan gıptayla izlenen o aile kalesi, o sabah bizzat içeriden, babasının silahına uzanan bir evladın eliyle yerle bir oldu.

Fakat o kanlı zincir ne yazık ki orada kırılmadı; adeta bir sicim gibi bu coğrafyanın üzerine kabus gibi çöktü. Daha o günlerin acısı dinmeden, 7 Mayıs 2024 tarihinde İstanbul Eyüpsultan'da (Özel Eyüpsultan Final Akademi Anadolu Lisesi), okulundan atılan yabancı uyruklu bir öğrenci, makam odasına girdiği 74 yaşındaki emektar okul müdürü İbrahim Oktugan'ı kurşun yağmuruna tutarak katletti. Eğitim yuvaları birer can pazarına, birer kana susamış katbekat dehşet alanına döndü.

Aradan geçen zaman yaraları sarmadı; aksine körükledi. 25 Kasım 2024 tarihinde İzmir'de bir ortaokulda patlak veren dehşet verici bıçaklı kavgalarda masum bedenler kanlar içinde yere serildi, asırlarca ilim ve irfan yuvası olması gereken okullar mahşer yerine çevrildi.

Ve bu da yetmezmiş gibi, 22 Eylül 2026 Salı günü sabah saat 08.00 sularında Manisa'nın Turgutlu ilçesinde bir lisenin önünde ardı ardına patlayan silah sesleriyle vicdanlar bir kez daha dağlandı. Son olarak Ekim 2026'nın ilk günlerinde İstanbul Başakşehir'deki Kayaşehir Şeyh Şamil İmam Hatip Ortaokulu'nda okul kıyafeti giyip içeri sızan bir caninin masum çocuklara bıçakla saldırması ve minik Eslem Sare Bulut'u hayattan koparması, bu karanlık tablonun ne kadar vahim bir boyuta ulaştığını gözler önüne serdi. Olaylar bitmiyor; her gün masum yavrularımızın kanı bu bozuk sistemin üzerine yağmur gibi yağıyor.

Pırıltılı Hayatların Karanlık Boşluğu

Bu tablo, aklın sınırlarını zorlayan trajik ve kan donduran bir çelişkidir. Anne "yaşatmayı" öğretiyor, baba "korumayı" temsil ediyor; ancak evdeki çocuk "yok etmeyi" seçiyor. Bir zihni dünyanın tüm formülleriyle doldurabilir, bir omuza devletin en yüksek makamlarını takabilirsiniz; lakin bir ruhun derinliklerine ahlakı, vicdanı ve merhameti mühürlemezseniz, o çocuk gün gelir kendi dünyasını da sizinkini de havaya uçurur. Maraş'ta, Eyüpsultan'da, İzmir'de, Manisa'da, Başakşehir'de ve bu ülkenin dört bir yanındaki okullarda o gün iflas eden sadece bir aile değildir; maneviyattan ve hakiki ilahi nizamdan yoksun bırakılan, insanı sadece bir rakam ve piyasa unsuru olarak gören o bozuk eğitim sistemidir. İcra makamında oturup o koltukları süsleyenler, güvenliği sadece ucuz kameralara ve kâğıt üstündeki tedbirlere indirgeyenler; toplumu ahlaki bir temele oturtmayanlar bu tablonun baş sorumlusudur. Şeriatın o adalet, hakkaniyet ve nesli koruyan sarsılmaz ilahi sınırlarını terk edip Batı'nın kokuşmuş seküler dogmalarına ve başıboş düzenine kapılan bu çark, her gün çocukların ölümüne seyirci kalmaktadır. Yazıklar olsun ki çocuklar göz göre göre ölüyor!

Vicdan, İnsan Ruhunun Sasyonel Sesidir

Modern dünya bize "etik" dedi, "rehberlik" dedi ama sarsılmaz ve kanlı bir hakikati unuttu: Vicdan, insan ruhunun en derin pusulasıdır. Yasayı bilmek suç işlemeye asla engel değildir; yasadan, ilahi adaletten ve ahlaki değerlerden korkmak engeldir. Bir polisin evladı yasayı bilen, silahı tanıyan kişidir. Fakat o kalbe "kul hakkı" bilinci, ilahi bir duruş değmemişse; elindeki o silah bir savunma aracı değil, bir katliam enstrümanına dönüşür. Bugün maneviyatı, dinin ve ahlakın hayat yayan damarlarından söküp atanlar, bu memleketin sokaklarını kana bulayanların asıl müsebbipleridir. Devletin bekası diploması olan bireyler yetiştirmekle değil, ahlaklı ve vicdanlı nesiller inşa etmekle kaimdir; oysa bugün ne yazık ki devlet de bu acziyetin içindedir.

Sonuç: Kimin Haberi Olabilirdi?

Kimse tahmin edemedi; çünkü herkes dış cepheyi boyamakla, rütbeleri parlatmakla, koltuğu korumakla ve hayatın gerçeklerini ıskalamakla meşguldü. Kalbin içindeki o zifiri karanlığı görecek olan ancak samimi bir vicdan gözüdür.

Şimdi o günlere ve o şehirlere bir daha bakın: Sığ kabulleriniz, yüksek diplomalarınız, çocukların canını korumaktan aciz o hantal sisteminiz ve göz ardı ettiğiniz ruhsal çöküntüler; bir evladın içindeki o karanlığı dizginlemeye, o giden masum canları geri getirmeye yetecek mi? Yazıklar olsun ki her geçen gün çocuklar ölüyor, bu bozuk ve çürümüş sistem ise vahşeti sadece izliyor.