Maraş'ın Çığlığı: Rütbenin ve Diplomanın Çaresiz Kaldığı O Sabah

​Kahramanmaraş, 15 Nisan 2026 sabahı saat 08:30 sularında, sadece bir şehri değil, insanlığın tüm sığ kabullerini sarsan bir dehşetle uyandı. Sessiz sokaklar, kağıt üzerinde parıldayan bir "başarı" hikayesinin, nasıl kanlı bir "cinnet" vakasına dönüştüğüne şahitlik etti. Bir yanda ömrünü talebelerine vakfetmiş bir öğretmen anne; diğer yanda devletin sarsılmaz nizamını temsil eden bir polis başmüfettişi baba... Dışarıdan gıptayla izlenen o "kusursuz" aile kalesi, o sabah bizzat içeriden, babasının silahına uzanan bir evladın eliyle yerle bir oldu.

​Pırıltılı Hayatların Karanlık Boşluğu

​Bu tablo, aklın sınırlarını zorlayan trajik bir çelişkidir. Anne "yaşatmayı" öğretiyor, baba "korumayı" temsil ediyor; ancak evdeki çocuk "yok etmeyi" seçiyor. Bir zihni dünyanın tüm formülleriyle doldurabilir, bir omuza devletin en yüksek makamlarını takabilirsiniz; lakin bir ruhun derinliklerine Allah korkusunu ve edebi mühürlemezseniz, o çocuk gün gelir kendi dünyasını da sizinkini de havaya uçurur. Maraş'ta o gün iflas eden sadece bir aile değildir; maneviyatsız eğitimin ve sadece rütbeye dayalı gücün vaat ettiği o sahte huzur imparatorluğudur.

​Acının Üstünde Tepinen Fitne Odakları

​En kan dondurucu olanı ise, henüz o evin koridorlarındaki kan kurumamış, masum bedenlerin sızısı dinmemişken başlatılan kirli tiyatrodur. Kadınları ön saflara sürerek, sokaklarda sloganlar eşliğinde Milli Eğitim Bakanlığı'nı istifaya çağıranların arasında, hayretle izliyoruz ki en başta öğretmenler yer alıyor. Bir meslektaşı evladını ve eşini toprağa verirken; merhametin ve irfanın kalesi olması gereken öğretmenlerin, acı üzerinden siyasi kadavracılık yapması vicdanın tam bittiği yerdir.

​Burada dertleri eğitim değil, emelleri bambaşkadır; derdi başka, siyasi koltuk kavgası başka olan bu odakların asıl gayesi fitne çıkarmaktır. Kurulan oyun büyük, tezgah bellidir ama bu milletin feraseti bu bayat senaryoyu asla yutmayacaktır. Daha yara sıcakken bu cinneti bir rant kapısı haline getirenler, en az o tetiği çeken el kadar büyük bir ruh çöküşü içindedir.

​Vicdanın Polisi Allah'tır

​Modern dünya bize "etik" dedi, "rehberlik" dedi ama sarsılmaz bir hakikati unuttu: Vicdanın polisi Allah'tır. Yasayı bilmek suç işlemeye engel değildir; yasadan ve Yaradan'dan korkmak engeldir. Bir müfettişin evladı yasayı en iyi bilen, silahı en iyi tanıyan kişidir. Fakat o kalbe "kul hakkı" bilinci ve seccadenin serinliği değmemişse; elindeki o silah bir savunma aracı değil, bir felaket enstrümanına dönüşür. Bugün "din vicdanlardadır" diyerek maneviyatı hayatın damarlarından söküp atanlar, Maraş'tan yükselen o acı feryadın asıl sorumlularıdır.

​Sonuç: Kimin Haberi Olabilirdi?

​Kimse tahmin edemedi; çünkü herkes dış cepheyi boyamakla, rütbeleri parlatmakla ve sokaklarda fitne ateşini körüklemekle meşguldü. Kalbin içindeki o zifiri karanlığı görecek olan ancak maneviyatın gözüdür.

​Şimdi o güne, o şehre ve o sokaklardaki planlı sloganlara bir daha bakın: Sizin ideolojik kavgalarınız, koltuk hırsıyla öğretmen kimliğini fitneye kalkan yapan haykırışlarınız ve yüksek diplomalarınız; bir evladın içindeki o canavarı dizginlemeye, o giden canları geri getirmeye yetecek mi?