
🌎KÜRESEL MASKELERİN İFLASI VE VİCDANIN HÂREMİ
I. Jeopolitik Satranç Tahtası ve Küresel Maskelerin Düşüşü
Zihnî melekeleri ipotek altına alan o berbat kurgular ne kadar dolandırılırsa dolandırılsın, epistemik merkezin ucu hep aynı mahut mahfillere, o kokuşmuş küresel mutabakatlara dayanıyor. Muasır zamanın hegemonik odakları, yeryüzünün damarlarını kurutan emperyalist niza arenalarını infilak ettirip söndürüyor. Filistin, Gazze, Arakan, Sudan, Doğu Türkistan, Suriye, Irak, İran, Afganistan... Mazlumiyetin merkez üssü olan bu coğrafyalarda katrelik kan gövdeyi götürüyor, masumiyet katlediliyor.
Peki, bu maskeli baloların vitrininde parıldayanlar neden İslam'ın kalkanı olmaya yeltenmiyor? Hümaniter söylemlerin, evrensel kadın haklarının, temel insanî normların sığınağı nerede? Can veren masum yavruların ahı hangi enkazın altında saklı? Gündemin nirengi noktasını manipüle etmek adına neden sürekli mukaddesatımızı dilinize doluyorsunuz?
O lisan-ı halinizden düşürmediğiniz hümanizmden dem vuruyorsanız; mazlumları ve İslam'ın izzetini neden muhafaza etmiyorsunuz? Asırlardır hamile nisalar, masum kız çocuklar, yaşlı ve kifayetsiz bedenler hâlâ hunharca itlaf ediliyor. Sizler kadirşinaslıktan, insanî erdemlerden bahsediyorsunuz; lâkin zulmün en pestilini yaşayan, iffeti paymal edilen o masumların; Filistin'in, Sudan'ın, Arakan'ın feryadından haberiniz var mı?
Evvel emirde vicdanî adalet, sonrasında mukaddesat gelir; lakin ne vicdanınız körpe kalmış ne de haysiyetiniz! İşte siz sekülerizmin ve dogmatik demokrasinin sefil neferleri, her defasında bu ikiyüzlü cibilliyetinizi böyle ifşa ediyorsunuz.
II. Ezelî Hakikat ve Asrî Çürümenin Anatomisi
Şaşıryor muyuz? Asla! Zaten bu maskeler ezelî rüzgârlarla çoktan düşmüştü; dahası, bu sefil gidişatın mahiyeti on dört asır evvel haber verilmişti. Resul-i Ekrem Efendimiz'e (s.a.v.) izafe edilen ve o ilhak edilmez ilahî hakikati özetleyen düsturda buyrulduğu gibi:
Dünya kafirin cenneti, müminin cehennemidir.
İşte bu ontolojik hakikat gözümüzün önünde cereyan ediyor. Onlar bugünün yalan dünyasında nefsanî arzularının peşinde zevk-ü sefa sürerken, asıl imtihanın, çilenin ve cefanın bu topraklarda kimler tarafından göğüslendiği şems misali meydandadır.
Sekülerizm kisvesi altında ortalıkta gezinenlerin evvel emirde kimlerle hemhal olduklarına, daha sofistike ve strüktürel bir perspektifle nazar eyleyelim:
- İçkinin, kumarın, ribanın ve fuhşun en sadık dostları...
- Muasır sapkınlıkların ve marjinal odakların sonuna kadar müzahirleri...
- Siyonizmin, emperyalizmin ve yeryüzündeki tüm gayrimüslim hegemonyanın yoldaşları...
- Kendi vatanının riyasetine ve aliyülâla devletine kin güdenler...
- Kendi şanlı ordusuna ve emniyet muhafızlarına laf uzatanlar...
- Ne kadar fitne, fesat ve küresel nifak şebekesi varsa hepsiyle hemfikir olanlar!
İşte bunların asıl hüviyeti, bu melun ittifakların arkasında gizlidir. Şimdi telakkîyi bozmadan, meselenin zübdesine nüfuz edelim ve bunların tam olarak neye ve kime dûçar olduklarını göşterelim:
Resulullah'ın mübarek suretini karikatürize edip istihza edecek kadar İslam'a ve mukaddesata düşman... Öz İslam'ın ufkuna ve bu necip milletin asıl cevherine karşı konumlananlar!
Bugün bu vatan coğrafyasında bir niza çıksa, bu fedakâr asker, bu cefakâr polis kimi koruyacak? Sizin gibi iki yüzlü zevatı mı? Sizin bu toprakl পাকিস্তানকে, bu şanlı al bayrağa zerre miktar kudsî hayrınız dokundu mu?
III. Maskeli Suretler ve Haya Perdesinin Yırtılışı
Sokakların kaldırım taşlarında, ekranların parıltılı camlarında ve sanal mecraların dehhlizlerinde karşımıza çıkan o sahte ve grotesk manzaraya bakın: Başında tesettürü, dudaklarında iddialı makyajı ama dili İslam'a saldıran bir suret! Başındaki kudsî örtüyü stratejik bir kalkan, bir kamuflaj gibi taşıyıp altındaki çürümüş zihniyetle bu dinin inançlarına dil uzatanlar... Buna verilecek en latif mukabele, sesini ve ironisini esirgemeyen o manidar nidada saklıdır:
"Aman ablacığım, bu ne yaman bir tenakuzdur böyle?"
İşte bu ontolojik münakaşanın zemininde, ben Kürt kökenli mütedeyyin bir Müslüman olarak, şu kelâmı sarf etmekle iktifa ediyorum; bilhassa kadınlık onuru adına beyan ediyorum ki, idrak edenler için âşikâr olsun. Yemin billah ederim ki:
TÜRKİYE'NİN MUASIR KADINLARI VE KIZLARI KADAR KİMLİKSİZLEŞMİŞ BİR ZÜMRE, YERYÜZÜNÜN HİÇBİR COĞRAFYASINDA MEVCUT DEĞİLDİR.
Sizi kokuşmuş ruhlar! Yiyip içip istihlak etmekten ve nifak tohumları saçmaktan başka marifeti olmayanlar! On dört asırlık nebevi hakikat meydandadır; yalanlarınız da maskeleriniz de ezelden beri berhava edilmiştir!
IV. Yazarın Son Kelâmı ve Vicdanın İflası
İçki meskeninizde, kumar meclisinizde, faiz siteminizde, fuhuş ve her nevî ahlaksızlık tamamen sizin hanenizdedir. Bugün gözümüzün önünde cereyan eden küresel trajedilere; İsrail ile Filistin arasındaki o kanlı mezalimlere, Çin ile Doğu Türkistan arasındaki insaniyet dışı soykırımlara baktığımızda, katliamın da o vahşi zihniyetin de kimin defterine kayıtlı olduğu âşikârdır. Vatan hıyaneti sizde, terörizm sizde, emperyalist odakların kiralık köleliği ve makama secde etmek sizde!
Lisan-ı aldatmacayla "adalet, vicdan, insanlık" lafızlarını bir an olsun düşürmezler; lakin pratiğe, hayat tarzına gelindiğinde tamamen sâfilikte yarışırlar, mantaliteleri ve ahlakî omurgaları çoktan iflas etmiştir.
Sokak caddelerinde üzerinize geçirdiğiniz daracık sentetik kıyafetlerle, o yerlere göklere sığdıramadığınız teşhirci elbiselerle ortalıkta sergilenmek sizde; plajlarda çırılçıplak, iffetsizce boy göstermek tamamen sizde! Hayanın, ar perdesinin ve ismetin kökünden koparılışı, haysiyetsizliğin bayraklaştırılması sizde.
Bilin ki, benim kelâmlarımla bu hezeyanlar nihayetlenmez; bunu idrak ediyorum. Sizler Kitabullah'tan ve sünnet-i seniyyeden nasiplenmemiş, merhametsiz ve basiretsiz mahlukatlarsınız; size ne söylesem nafile, ne anlatsam kifayetsiz kalır!
İşte beşerde haya perdesi bir defa yırtılınca, ar damarı çatlayınca böyle şuurunu yitirmiş birer mahlukata dönüşülür. Sizin hiç mi yüzünüz kızarmaz ya? Bu seküler-demokratik zihniyetin kirlettiği ruhlarınız nasıl bir sefalet karakteridir? İslam dışı ne kadar necislik, ne kadar süfli çürüme varsa hepsinin tek ve yegâne adresisiniz. İşte bu haya perdesinin yırtıldığını fark ettiğiniz, şuuruna vardığınız gün belki biraz olsun insanî kıymete haiz olursunuz; nerede sizde o vicdan!