Yangınların Dili: Vatanımıza Yönelik Hain Bir Senaryo mu?

25 Haziran 2025 tarihini hatırlatmak adına: Geriye dönüş

Ülke yangın yerine dönmüş, ciğerlerimiz alev alev... Bursa, Karabük,

Kahramanmaraş, Uşak, Kocaeli, Ankara, Antalya, Mersin, Bingöl ve Zonguldak'tan

uzanan yangın haberleri, her birimizi derin bir endişeye sürüklüyor. Bu tabloya

bakıp da "tesadüf" demek, akla ziyan bir basiretsizlik olur. "Aşırı sıcaklardan

oldu" diye kestirip atmak ise, meseleyi sığ bir kabullenişe indirgemektir.

Sıcak hava dalgaları elbette orman yangınları için elverişli bir zemin hazırlar,

bu inkar edilemez bir gerçek. Rüzgar da alevlerin azgınlaşmasına yardımcı olur.

Ancak art arda, adeta bir plan dahilindeymişçesine çıkan bu kadar çok yangın,

"doğal nedenler" açıklamasını yetersiz kılıyor. Mantığımız, aklımız ve en

önemlisi vatan aşkımız bu tür saksı anlatımlara prim vermemizi engelliyor.

Şimdi biraz da "şüphe" meselesine değinelim. Müslüman, şüpheden uzak durur,

doğru. Vesvese şeytandandır. Ancak bu, gözümüzün önünde yanan vatan topraklarına

kör kalacağımız, kasıtlı bir eylemin ihtimalini görmezden geleceğimiz anlamına

gelmez. Şüphe ile hareket etmek başka, gerçeği araştırmak, adaleti aramak ve

vatanı korumak başka. Adalet, inancımızın temelidir ve bu yangınların

arkasındaki gerçekler, adaletle yüzleşmeyi beklemektedir.

Geçmişte yaşanan benzer yangınlarda da kundaklama ihtimalleri üzerinde durulmuş,

hatta sorumlular yakalanmıştı. Peki, bugünkü tablo daha mı az şüphe uyandırıcı?

Bir şehrin can damarı, ormanlarımız ardı ardına yanarken, "nasıl olsa sıcaklar"

demek, bir nevi sorumluluktan kaçmaktır. Sanki "kader" gibi sunulan bu

felaketler zinciri, aslında arkasında başka ellerin olabileceği gerçeğini

fısıldıyor.

Ormanlarımızın stratejik önemi, yanan bölgelerin konumları, yangınların

başlangıç noktaları... Tüm bunlar sadece meteorolojik verilerle açıklanabilecek

cinsten değil. Akla gelen senaryolardan biri, ülkeyi birkaç farklı noktaya

yönlendirerek dikkatleri dağıtmak, insanları oyalamak ve bu esnada ülke içinde

veya dışında başka kirli planlara imza atmak isteyen dış mihrakların devrede

olduğudur. Bu yangınlar, sadece ağaçları değil, milli birliğimizi, ekonomimizi

ve geleceğimizi de hedef alıyor olabilir. Vatanımızın akciğerleri yanarken, eş

zamanlı olarak farklı bölgelerde çıkan yangınlar, sıradan bir tesadüfün çok

ötesinde, organize bir eylemin parçası olabileceği düşüncelerini

kuvvetlendiriyor.

Bu yüzden, artık saksı anlatımların arkasına saklanmayı bırakıp, gerçekleri

sorgulama zamanıdır. Ne "tesadüf" masalı, ne de "basit bir hava olayı" argümanı

bu yangınları açıklayabilir. Yetkililerden beklenen, en ince detayına kadar

araştırma yapmaları, tüm şüpheleri gidermeleri ve eğer varsa bu sabotajların

arkasındaki hainleri adalet önüne çıkarmalarıdır. Çünkü yanan her fidan,

içimizdeki öfkeyi ve hakikat arayışımızı daha da alevlendiriyor.