Atatürk'ten Bugüne: Şeriatın ve Hilafetin İlgasından Harf Devrimine Tarihin En Büyük Hesaplaşması

Biz Müslümanların nezdinde 19 Mayıs 1881'de dünyaya teşrifleri ve 10 Kasım 1938'de ahirete irtihali olan Mustafa Kemal Atatürk'ün sevilmemesinin temel nedenleri; şeriatın ve hilafetin ilgasının yanı sıra, bin yıllık medeniyet hafızamızı ve Kur'an-ı Kerim ile bağımızı dinamitleyen Harf Devrimi ile dini değerlere vurulan darbelerdir.

Tarihsel Kırılma ve Hafızanın Silinmesi

​Bir milleti dize getirmenin en kesin yolu, onu geçmişinden ve kutsal kitabından koparmaktır. 1924'te hilafetin kaldırılması ve şeriatın hayat sahnesinden çekilmesi, sadece siyasi bir rejim değişikliği değildi. Bu, bin yıllık İslam medeniyetinin köklerine atılan ilk büyük dinamitti. Ardından gelen Harf Devrimi ile bir gecede cahil bırakılan bir toplum, kendi dedesinin mezar taşını okuyamaz hale geldi. Kur'an harfleriyle yazılmış medeniyet mirası müzelere kaldırılırken, halkın hafızası sistemli bir şekilde sıfırlandı.

Müslümanların Haklı Öfkesi

​Bugün hâlâ bu tarihle yüzleşmekten kaçınanlar, İslami kesimin duyduğu öfkeyi "ezber" ya da "bağnazlık" olarak yaftalamaktadır. Oysa mesele ne basit bir nostalji ne de ucuz bir ideolojik taassuptur. Mesele, bu topraklara vazedilen İslam'ın ruhunun yavaş yavaş zehirlenmesi ve yerine Batı güdümlü, taklitçi bir zihniyetin inşasıdır. Ezanın Türkçe okunmasından camilerin ahıra çevrilmesine kadar uzanan o karanlık pratikler, bu milletin öz evlatlarına yabancılaşma projesinin ta kendisidir.

Sonuç Yerine

​Atatürk'ten bugüne uzanan bu tarihi hesaplaşma kapanmamıştır; çünkü açılan yaralar hala kanamaktadır. Şeriatın ilgasından harf devrimine kadar atılan her adım, bu milletin İslam ile olan sarsılmaz bağını koparmayı hedeflemiştir. Kimse bu millete "gasp edilen hafızasını" unutmasını emredemez. Gerçeklerle yüzleşmek, bu coğrafyanın kaderini tayin edecek tek yoldur.