📜 Kadın Hakları Masalı: Sahte Özgürlüğün Ötesinde Bir Değerler Perspektifi

​Bugün sokaklarda "kadın hakları" adı altında yükselen seslerin, asıl mesele kadın onuru olduğunda ne kadar derin bir sessizliğe büründüğünü hayretle izliyoruz. Eğer dert gerçekten kadını korumak ve yüceltmek olsaydı; kadınların birer meta gibi pazarlandığı karanlık kapılar çoktan kapanır, sokaklar mahremiyetin değil, iffetin huzuruna bürünürdü.

​Modernlik Maskesi ve Yozlaşan Değerler

​Maalesef modernlik adı altında öyle bir noktaya gelindi ki; kutsal değerlerin simgesi olan başörtüsü dahi bir "moda" figürüne, bir gösteriş aracına dönüştürüldü. İnancın vakarını taşımak yerine, bedenini sergilemeyi estetik zanneden; kapalılığı sadece bir kumaş parçasına indirgeyip ruhunu ve edebini dışarıda bırakan bu anlayış, en büyük zararı yine o değerlerin kendisine veriyor. Ortaokul seviyelerine kadar düşen ahlaki savrulmalar ve özgürlük maskesi takmış yozlaşmış ilişkiler, toplumun ar perdesinin nasıl yırtıldığının en acı göstergesidir.

​Sloganların Perde Arkasındaki Gerçekler

​"Namus iki bacak arasında değil, beyindedir" sloganıyla ortaya çıkan sözde özgürlükçü zihniyet, bu söylemin arkasına sığınarak her türlü ahlaki aşınmayı meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Madem mesele sadece zihinlerde bitiyor, o halde neden hayatın her alanında bir cümbüş havası, bir teşhir yarışı hâkim? İçki, kumar, faiz ve fuhşun pençesinde bir yaşam sürerken; pavyonlarda, gece kulüplerinde vakit öldürürken hangi ahlak anlayışından bahsedilebilir? Ama bu gerçeği onlara anlatamazsınız!

​Kadın hakları diye bas bas bağıranlar, önce reşit kadınların alkollü mekanlarda, evlerde ve randevu evlerinde yuva kuramadan, anne olamadan tüketildiği düzene dur demelidir. Ancak görüyoruz ki asıl dert kadın hakları değil; bu gayriahlaki düzenin sürdürülmesidir.

​Türkiye'nin Kimliği ve Toplumsal Çelişki

​Türkiye Cumhuriyeti, Müslüman bir ülke olmasının yanı sıra laik bir devlet yapısına sahiptir. Ancak bugün geldiğimiz noktada, gayrimüslim ülkelerde dahi rastlanmayan bir toplumsal yozlaşmaya şahit oluyoruz. Bir yanda günde beş vakit ezan okunurken, diğer yanda fuhuş ve ahlaki çöküntü adeta sıradanlaşmış durumda. Vicdanlarda açılan en büyük yaralar, bu gayriahlaki bataklığın getirdiği savrulmalardır.

​Gerçek hak; insanı nefsine, paraya veya hazlarına köle kılmak değildir. Gerçek hak ve hukuk; kadını ve erkeği iffetiyle, vakarıyla ve haysiyetiyle yaşatmaktır.

​Teşhir Düzeni, İlahi Adalet ve Küresel Hegemonya

​Sonuç olarak; bunların derdi hak, hukuk ya da adaletle yaşamak değil; dünyada gününü gün edip, manevi değerleri hiçe sayarak heva ve heveslerinin peşinden gitmektir. Onların bize bu çelişkili manzaralar üzerinden hak dersi vermeye kalkmaları da ayrı bir trajedidir.

​Peki, biz bu meseleye neden ısrarla "kadın hakları" söylemiyle başladık? Çünkü bugün toplumdaki ahlaki çürümenin ve emperyalist sistemlerin dayattığı çirkinliğin en net, en görünür ve en çok istismar edilen vitrini kadın kimliği üzerinden kuruluyor. Bu durum, küresel hegemonyanın sinsi taktikleriyle adım adım örülüyor. Kirli gazetelerden, zehirli televizyon programlarından, sosyal medyanın zihin uyuşturan bataklığından pompalanan projelerle bu hâle getirildik. Ana kucağı olması gereken yuvalar çocukların zihnini zehirleyen birer kıvama getirildi; ilkokul çağından itibaren bu ahlaksızlıklar çocukların ruhuna şırınga ediliyor. Asıl hedef insan onurunu ve ilahi nizamı yıkmak olduğu için, meseleyi tam da sahte maskelerin arkasındakileri deşifre etmek adına kadın hakları kisvesiyle ele aldık.

​Kadınların tecavüze uğraması veya kötü yollarda çalıştırılması hiçbir şekilde kabul edilemez; bunu yapanların haklı olabilme ihtimali yok hükmündedir. Ancak meselenin en keskin tarafı şudur ki; İslamiyet'te bu tip alçakların cezalandırılması cezaevlerindeki sıradan süreçlerle bitirilemez. Yapılması gereken tek şey idamdır. Evet, kadınların bu hâle düşmesine sebep olanların ve bu vahşeti işleyenlerin bu dünyada dahi idam edilmesi haktır.

​Şimdi soruyoruz: İnsanlıktan ve ahlaktan ahkâm kesen, estetik operasyonlarla, dikkat çeken kıyafetlerle sokaklarda ve mekanlarda bedenini teşhir edenlerin otellerde, rezidanslarda ne işi var? Kim kime sürtünüyor, kimin eli kimin cebinde belli değilken o diskolarda yaşananlar ortadadır.

​Sakın ola kimse bize "eğlence" masalları anlatmasın; bu tip çarpıklıklara ve rezilliklere verilecek en dürüst cevap, bu düzenin ta kendisinin ahlaksızlık olduğudur.