
📜 Şeriat: İslam Hukukunun Mahiyeti Ve Mutlakiyeti
Bölüm I: Kavramsal Temel (Şerîat Nedir?)
Şerîat kavramı, köken olarak Arapça "ş-r-aa" (شرع) kökünden türemiştir. Bu kavramın hem sözlük hem de dinî ıstılah anlamı, reddi mümkün olmayan bir bütündür.
Madde 1: Sözlük Anlamı, Gidişat Ve İrade Sorumluluğu
Şeriat, en temel tanımıyla izlenilen bir "yol" ve bir gidişattır. Aslında geniş anlamda şeriatın her türlüsü vardır: İslamiyet'in şeriatı olduğu gibi, Yahudiliğin, Hristiyanlığın, hatta laikliğin ve demokrasinin de kendine has bir şeriatı (nizamı, yolu ve gidişatı) mevcuttur. Ancak İslamiyet'in son ilahi mesajı ve Kur'an-ı Kerîm geldikten sonra, İslam dışındaki tüm bu şeriatlar (yollar ve nizamlar) artık hidayeti değil, doğrudan sapıklığı ifade eder. Dolayısıyla bizim burada özellikle odaklandığımız, konuştuğumuz ve esas aldığımız şeriat, doğrudan İslam Şeriatı'dır.
Bu bağlamda şeriat yolu ikiye ayrılır: Hidayet ve Sapkınlık. Kişi kendi özgür iradesiyle seçtiği yolda ilerlerken; bu güzergâhın başlangıcı, ortası ve sonu bizzat kendisini ilgilendirir. Ancak unutulmamalıdır ki; seçilen yolun akıbeti, İlahi kanunların terazisinde tartılacaktır.
Madde 2: Dinî Istılah Ve Anayasal Kaynak
Şeriat, doğrudan İslâm kanunlarıdır. Bu kanunlar, Allah Teâlâ'nın buyruklarıdır ve yegâne anayasal kaynak olan Kur'ân-ı Kerîm'de yer almaktadır. Şeriat denildiğinde akla İslâm dini ve onun şerefli hükümleri gelir.
Madde 3: Tasavvufi Bütünlük
Kural nettir: Şeriat olmadan tarikat, tarikat olmadan hakikat olmaz. Şeriat, binanın temelidir; temel çökerse bina yok olur.
Bölüm II: İlahi Tebliğ Ve Kaynaklar
Şeriatı bize bizzat Alemlerin Rabbi bildirmektedir. Bu bir tercih değil, bir emirdir.
Ayet-i Kerime: "Sonra seni de din hususunda bir şeriat (apaçık bir yol) üzere kıldık. Öyleyse ona uy; bilmeyenlerin heva ve heveslerine uyma." (Câsiye Suresi, 45/18)
Hadis-i Şerif: "Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu şaşırmazsınız: Allah'ın Kitabı ve Resulü'nün sünneti." (Muvatta, Kader, 3)
Önemli Not: Bir kimsenin hem Müslüman olduğunu iddia edip hem de Şeriat-ı Muhammediyye'yi reddetmesi, mantıksal ve imansız bir tenakuzdur (çelişkidir). Kur'ân-ı Kerîm'deki tek bir ayetin dahi inkârı, kişiyi İslâm dairesinden çıkarır.
Bölüm III: İdeolojik Reddiye Ve Sistemsel Kıyas
İslâm Şerîatı, sadece bireysel bir ibadet manzumesi değil; devlet yapısından toplumsal dokuya kadar hayatı kuşatan Mutlak bir Otoritedir. Bu nedenle beşerî ideolojileri temelden reddeder.
Laiklik Ve Demokrasi Eleştirisi: Laiklik, dini siyasetten tecrit ederek ilahi otoriteyi vicdanlara hapsetmeye çalışır; demokrasi ise egemenliği Allah'tan alıp insan yapımı kanunlara devrederek fıtrata savaş açar.
Özden Kopuş: Bu dünyevi sistemlerin tamamı, İslâm'ın özüyle taban tabana zıttır. Müslüman toplumların kurtuluşu, ancak bu yapay prangaların sökülüp atılması ve "Hüküm ancak Allah'ındır" (Yusuf Suresi, 12/40) düsturunun merkeze yerleşmesiyle mümkündür.
Bölüm IV: Şeriatın Yokluğunda Sosyal Çöküş
Merkezinde Kur'an ve Sünnet'in yer almadığı bir toplumda, İlahi sınırların (Hududullah) çiğnenmesi kaçınılmazdır.
Ahlaki Çürüme: Şeriatın uygulanmadığı bir düzende, bireylerin kendi sığ ve değişken ahlak anlayışlarını kural edinmeleri toplumsal yozlaşmayı getirir.
Nesillerin Kaybı: Genç nesiller arasında değerlerin yerini hayvani dürtülerin alması, Şeriat surlarının yıkılmasının sonucudur. Şeriat, toplumu nefsin tahakkümünden koruyan tek kalkandır.
Sonuç: Şeriatın Sarsılmaz Adaleti
Tarih boyunca ilahi yasalara karşı gelen "Ebu Cehil zihniyeti" her devirde var olmuştur. Şeriatın mutlak hâkimiyetinin olmadığı yerlerde, adalet değil kaos; hürriyet değil nefsin esareti vardır.
Hüküm: Şerîat İslâm'dır, İslâm Şerîat'tır. Birini ayırmak, gövdeden başı koparmaktır. İsteseniz de istemeseniz de Şeriatın gelişi ve hakikatin tecellisi kaçınılmazdır.
"Menüden Yemek Seçer Gibi": Allah'a İnanıp Şeriatı Reddetmek Ne Anlama Geliyor?
Şeriatın bu denli kuşatıcı ve reddedilemez bir bütün olduğunu düşündüğümde, dönüp etrafa baktığımda zihnimi ve inanç dünyamı en çok sarsan o keskin düğüm tam olarak şurada koptuğunu görüyorum. Mesela birileri bazen çıkıp gayet rahat bir şekilde, "Ben Allah'a ve peygambere inanıyorum ama şeriatı kabul etmiyorum" diyebiliyor.
Kendi kendime soruyorum: Böyle bir cümle, böyle bir duruş mantıken mümkün olabilir mi? Aklımı İslam'a uydurup düşündüğümde bunun kesinlikle olamayacağını görüyorum. Bunu masaya yatırdığımda, gerçek mümin ve Müslümanların da vicdanen ve aklen bunu onaylayacağını biliyorum.
Çünkü İslam, restoranda menüden yemek seçer gibi dini parçalar halinde işine geldiği gibi kabul edip işine gelmeyen kısımlarını bir kenara itebileceğin bir sistem değildir. Bilmeliyiz ki; "Allah'a ve Peygamber'e inanıyorum ama şeriatı (İslam'ın kanunlarını/hükümlerini) kesin olarak kabul etmiyorum, reddediyorum" demek, İslam alimlerinin ittifakıyla teolojik olarak çelişkili ve geçersiz bir iddiadır.
Aklımı İslam'ın ölçülerine teslim ederek düşündüğümde, bu yaklaşımın bende uyandırdığı net gerçekler şunlardır:
- Paket Program Gerçeği: Ben Allah'a ve Peygamber'e iman ediyorsam, onların koyduğu bütün ilahi ölçüleri ve hükümleri peşinen kabul etmek zorundayım. Sadece hükümleri toptan reddetmek ya da yarısını kabul edip yarısını reddetmek veya o hükümde bir harfi, bir kelimeyi değiştirip de "Öyle değil böyle olsun" demek; yani özünde "Allah burada doğru söylemedi, hata yaptı; benim dediğim doğru, böyle yapalım" demek anlamına gelir. İşte bu kafa yapısı, iman dairesinde asla kabul edilmez.
- İnkar Eşiği: Kur'an'ın açık hükümlerini ve ilahi nizamı "Bunlar geçersizdir, ben kabul etmiyorum" diyerek ya da tahrif etmeye çalışarak ilke bazında reddetmek, o hükümleri koyan iradeyi doğrudan reddetmektir.
- Temel Tutarsızlık: Hem bir inancın kaynağına inandığını söyleyip hem de o dinin temel kanunlarını, harflerini ve hayat nizamını değiştirmeye veya reddetmeye kalkmak aklen de teolojik olarak da sürdürülebilir bir tutum değildir. Bu, inançla pratik arasındaki uçurumun çok ötesinde, mantıksal bir çıkmazdır.